natura medica
Türkiye'nin İlk Tıbbi & Aromatik Bitkiler Kütüphanesi
© 2019 Bütün hakları saklıdır.
Yönetim Yeri
Yeşilce Mah. Emirşah Sok. No:21 
4.Levent Sanayi Kağıthane İstanbul 
Tıbbi Bitkiler Bahçesi
Tavaklı İskelesi, Ezine, Çanakkale
Aromaterapi&Co.png

2015 yılında, Koku Kültürü Derneği'nin güzel kokunun iyi ve sağlıklı bir yaşam için önemini hatırlatmak amacıyla başlattığı Dünya Güzel Koku Günü'nün erken bir kutlaması niteliğinde 20 Haziran 2019'da açılışı gerçekleşen "Buhurdan Parfüme Kokunun Öyküsü" sergisi; M.Ö. 3,000 yılından 19. y.y.'a kadar geniş bir aralıkta tarihlenen, Mezopotamya, Mısır ve Anadolu coğrafyalarına ait, su mermeri, cam, pişmiş toprak ve kurşundan yapılmış nadide koku ve buhur eserlerini sergiliyor. 20 Temmuz 2019'a kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesinde ziyaret edilebilecek bu eşsiz sergiyi, uzakta yaşayanlar, katılanlar ve hatırlamak isteyenler için ölümsüzleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.

Fotoğraf Sanatçısı: Taner Yılmaz

"İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne doğanın bizlere sunduğu binlerce güzel koku; dinden tıbba, hijyenden güzelliğe, insan yaşamının ayrılmaz birer parçası olmuştur.

Antik Mısır

Sadece Tapınak Rahiplerine Ait Bir Gizem

Pek çok kaynakta, güzel koku kullanımının ve üretiminin Eski Mısır’da başladığı kabul edilmektedir.

 

Rahipler her gün tanrıların heykellerimi güzel kokulu merhemlerle ovar, tütsülerle kokulandırır, tanrılara sabah reçine, öğlen mür, akşamları ise Kyphi sunarlardı.

 

Parfümler tapınaklarda rahipler tarafından büyük bir gizlilik içinde üretilirdi. Edfu tapınağında bulunan laboratuvarın duvarındaki binlerce parfüm reçetesinin arasında yer alan ve bilinen en eski parfüm reçetelerinden biri olan Kyphi, hem tütsü hem de ilaç olarak şaraba katılmak suretiyle kullanılırdı.

 

M.Ö. 3000’lerde Mısırlıların saçlarını ve tenlerini; yağlar, merhemler ve parfümler ile yumuşattıkları bilinmektedir. Sabun henüz bilinmediği için, Mısırlılar kokulu yağ ve merhemleri temizlik için de kullanırlardı. Ter kokusunu  engellemek ve parazitleri uzak tutmak için ise vücutlarını akgünlük bazlı merhemlerle ovarlardı. 

 

Eski Mısır’da güzel koku; çiçek ya da kokulu reçineler sıvı ya da katı yağ içerisinde uzun süre bekletilerek üretiliyordu. Parfüm bileşenlerinde; süsen, lotus, zambak, portakal çiçeği, Çin sümbülü gibi çiçekler, mür (mürrüsafi), amber, misk, akgünlük, sedir ağacı, kakule, aselbent, kastı otu ve Çin tarçını gibi maddeler bulunuyordu.

 

Ruhun ölümsüzlüğüne ve bedenin tekrar hayat bulacağına inanılan Mısır’da güzel kokular ve tütsüler mumyalamada da kullanılmaktaydı. 

 

Koku üretimi için Arabistan, Hindistan ve Çin’den de hammaddeler ithal ediliyor; Asurlular, Babilliler, Giritliler ve Persler’le ticaret yapılıyor, bazı maddeler için ise kaynağı olan güneye, yani Afika’nın içlerine askeri seferler düzenleniyordu.

 

M.Ö. I. y.y.’da Mısır hala parfümeride önemli bir yere sahipti ve İskenderiye Limanı üzerinden, diğer ülkelere kokulu materyal ihraç ediliyordu.

Çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde, ateşe güzel kokulu maddeler bırakmak veya sular serpmek - yani tütsü/buhur yapmak - önemli dini ritüellerin ve ayinlerin olmazsa olmazıydı.

Günlük

Günlük ağacı reçinesinin, toz haline getirilmiş çiçekler ve kokulu yağlarla karıştırılarak yakılması, tarih boyunca büyünün ve dini ritüellerin önemli bir parçasıydı

Arkeolojik buluntu ve belgelerden; Çin, Hint, İran, Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Yunan, Roma, Aztek ve İnka gibi medeniyetlerde, tütsü yakmanın manevi temizlenme ve tanrılara yaklaşma aracı olarak da kabul edildiği; bu ritüellerinin melekleri ve iyi ruhları toplarken, iblisleri ve kötü ruhları uzaklaştırdığına inanıldığı anlaşılmaktadır.

Antik Yunan

Tıbbın babası Hipokrates, kirli havayı hastalığın birincil nedeni olarak görüyor...

İlk botanikçilerden Theophrastus’un (doğumu M.Ö. 370) verdiği bilgilere göre Yunan parfümleri arasında tıpkı Mısır parfümleri gibi değişik bileşenler kullanılarak özel olarak tasarlanan parfümler vardı. Parfümler; çiçekler, yapraklar, sürgünler, kökler, ağaç kabukları, meyve ve zamklar gibi farklı malzemeler karıştırılarak üretiliyordu. 

 

Günümüze ulaşan reçetelerden;

Kypros; bergamot, nane, kekik,

Egyption; birçok bileşenin yanı sıra tarçın ve mür,

Megalein ise reçine, balans yağı, Çin tarçını, tarçın ve mür içeriyordu.

 

Kokuların diğer kullanım alanı ise dini törenlerdi. Kurbanlar akgünlük ve şarap ile birlikte yakılıyordu.  Törenler sırasında cenazenin yakıldığı odun yığını üzerine akgünlük serpiliyor, şarap dökülüyor ve ardından kemikler şarapla yıkanarak, kokulu merhemlerle karıştırıldıktan sonra saklanıyordu.

Antikçağ’da Arap Yarımadası’nın güneyi kokulu maddelerin ana vatanı olarak bilinmekteydi. Herodot, Arap Yarımadası’ndan bahsederken “tütsü, mür, casia, tarçın ve laden çıkaran tek ülke burasıdır” der. Strabon ise bu bölgeyi güzel kokular ve ıtriyat ülkesi olarak tanıtır.

 

Yunanlılar ve Romalılar kokulu maddelerin hepsinin Arap Yarımadası’nda üretildiğini sanıyor, Arap tüccarlar, ticareti tekellerinde bulundurmak için Hindistan, Habeşistan ve Uzak Doğu gibi diğer güzel koku kaynağı  coğrafyaları gizli tutuyorlardı.

Anadolu’nun Pers istilası ve İskender’in Doğu seferi ile Yunan parfümcülüğü; Hindistan, Babil ve Mısır parfümcülüğünden etkilenmiş ve zenginleşmiştir. Hem dini törenlerde hem de günlük hayatta koku kullanımı, daha çok kadınlar tarafından üretilen kokuların satıldığı dükkanların sayısının da artmasıyla, iyice yaygınlaşmıştır.

Eski Mısır, Mezopotamya, İbrani ve Hint kaynaklarından; öd ağacı, sandal ağacı, ladin, günlük, şeker kamışı, tarçın, Çin tarçını, reçine, balsam ve kurutulmuş limon kabuğunun başlıca tütsü maddeleri olarak kullanıldığını öğreniyoruz.

Tarihi süreçte zenginlik ve güç simgesi haline gelen güzel kokulu hammaddelerin, elde edildikleri yerler ve üretim teknikleri bir sır gibi saklanıyordu. Güzel kokuya sahip olma ve koku hammaddelerine ulaşma isteği insanoğlunu uzun yolculuklara ve keşiflere yönlendirmişti. Tüm bu gizem ve sırlara rağmen, uygarlıklar arasındaki kültürel ve ticari ilişkiler, kokulu maddelerin kullanım şekillerinin, üretim yer ve tekniklerinin zamanla yayılmasını sağladı.

Bizans İmparatorluğu

Mucizevi Güçlere Sahip Rölik Yağları

Bizans döneminde güzel kokulu tütsü, kilise ritüellerinin ayrılmaz bir parçasıydı. Güzel koku ayrıca şifa amacıyla kullanılıyordu.

 

Pantokrator hastanesinin tıbbi malzeme alışveriş listesinde tütsü ve mür vardı. Ayrıca buhur ve tütsülemede kullanılan çeşitli ıtırlar, askeri harekatlara götürülen tıbbi malzemelerin arasında yer alıyordu.

 

Erken Bizans döneminde yaygın olan ritüellerden biri röliklerin (ünlü aziz ve şehitlerden geriye kalan giysi parçaları, eşyalar ve kemik parçaları) bulunduğu lahidin kapağının üsttündeki delikten yağ dökmek ve azizlerin kemiklerine temas eden ve lahidin alt kısmındaki delikten akan kutsanmış bu yağın toplanmasıydı.

 

Şehitlerin mezarlarının ya da mucizevi ikonaların tepesinde yanan kandillerdeki yağ da kutsaldı ve şifa amacıyla kullanılıyordu.

 

"Şifalı yağ sızdıran, mucizevi güce sahip gerçek haç röliği" gibi, diğer rölikler ve ikonalar da, güzel kokulu kutsal bir yağ olan *myron* gibi mucize yaratan sıvılar üretebilirlerdi.

 

Myronun içindeki maddeleri sıralayan günümüze dek ulaşılmış en eski belge M.S. 790 civarında tarihlenen Barberini Eukhologion’dur. Bu belgede listelenen içerikler şu şekildedir;  ayakotu, süsen, andızotu, katırtırnağı,  amomon, karanfil, myrobalanın, kakule, Çin tarçını, terebentin, mür

 ve pelesenk yağı.

Güzel kokunun yaygın olarak kullanıldığı coğrafyalarda sonradan ortaya çıkan tek tanrılı dinler de, parfümün koruyucu ve günahlardan arındırıcı özelliğine olan inancı devam ettirmişlerdir, Museviler ve Hırisitiyanlar, çok tanrılı dinlerde olduğu gibi, kokulu yağları ve tütsüleri dini törenlerinin bir parçası haline getirmiş ve kutsal mekanlarını kokulandırmada kullanmışlardır.

Antik dönemde gerçekleştirilen şölenlerde, davetlilere ellerini temizlemeleri için kokulu yağlar ile karıştırılmış kil ikram ediliyor, ardından eller yine kokulu merhemlerle ovuluyordu.

Roma İmparatorluğu

Bir lüks tüketim ürünü olarak güzel koku...

Öncesinde Etrüsk hakimiyetinde bulunan topraklar üzerine kurulan Roma İmparatorluğu’nun parfüm kültürü, Etrüsk etkilerinin yanı sıra Yunan topraklarının Roma hakimiyetine geçmesiyle, Doğu ile şekillenmiş olan Yunan parfüm sanatından da etkilenmiştir.

 

Kokulu maddeler Antik Yunan’da olduğu gibi dini ritüellerde ve soyluların ölü yakma törenlerinde kullanılmış, daha sonra kokulu maddelerden üretilen özel karışımlar - parfümler - günlük hayatta da kullanılmaya başlanmıştır.

Roma İmparatorluğu döneminde parfüm ve aromatik maddeler uzunca bir süre lüks tüketim ürünleriydi.  Roma İmparatorluğu; Anadolu, Suriye, Mısır ve Arap Yarımadası’ndaki kaynakların kontrolünü ele geçirilene kadar, bu ürünlerin ticaretine büyük paralar harcanıyordu.

 

Özellikle İmparatoriçe Zoe güzel kokular ile yakından ilgiliydi ve zamanının büyük bölümünü parfüm tasarımıyla geçiriyordu.

 

MS I. y.y.’da imparatorluğun geniş topraklarından gelen pek çok parfüm arasında süsenli, safranlı, mercanköşklü, kınalı, zambaklı parfümler ve gül parfümü en çok tercih edilenlerdendi. 

 

Biberiye, portakal çiçeği, nane, adaçayı,  mür, bal, hint sümbülü, anason ve lavanta kokulu yağlar diğer aromatik ürünlerdendi.

Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki Mezopotamya'da yaşayan Sümerlerin; rezene, mür, sığla, styrax, gül, nane, defne gibi bitkisel ve hayvansal aromatik maddeleri kullandıklarını, gül suyu ve başka çiçek suları elde etmeyi bildiklerini tabletlerden öğreniyoruz. 

M.Ö. VII. y.y.’da Ninive ve Babil doğu kokularının ticaretinin ve parfüm üretiminin merkezleriydi. Arabistan Yarımadası’nın kokulu reçineleri, Çin’in kafuru, Hindistan’ın tarçını, Persopolis, Palmyra ve Anadolu’nun sedir, mimoza, zambak, yasemin, gül ve safran kokuları, önemli ticaret maddeleriydi.

Osmanlı İmparatorluğu

Gül kokusunun damga vurduğu bir kültür...

Osmanlı saray kültüründe güzel koku için gül suyu kullanmak ve buhur yakmak bir gelenekti. Gül suyu üretimi, imbikten geçirme usulüyle yapılan gül yağı üretiminin başlangıç safhası olup, taze gül yapraklarının kokusunun suya geçirilmesiyle hazırlanıyordu. Hazırlanan bu gül kokulu suya “gül suyu” yani “gülab” deniyordu.

 

Gül suyu (gülab); “gülabdan” denilen, üst kısmı ince ve uzun bir ağıza sahip, altı balon biçimli, sadece gül suyu ikramı için kullanılan, işlemeli özel şişelerde sunulurdu.

 

Genellikle buhur, buhurdanlarda, gülabdanlar ile birlikte takım olarak sunulduğundan, genellikle aynı malzemeden üretilir, aynı işçilik ve süslemeye sahip olurdu.

 

Gül suyu sadece güzel koku amaçlı değil tatlandıcı olarak da saray mutfağında kullanılırdı.

 

Osmanlı sarayında verilen bütün ziyafetlerde ve toplantılarda, yemeğin ardından eller yıkanır ve kötü kokuyu engellemek için gül suyu ikramı gerçekleştirilirdi.

 

Gül suyunun takdimi sarayın özel hizmetkarlarından biri olan “vekilharç” tarafından yapılmaktaydı. İkram edilen gül suyu “gülab makremesi veya gülab peşgiri” ile yapılıyordu.

 

Önemli devlet büyüklerine şerbet, kahve ve gül suyu ikram edilir, ardından buhur yakılırdı. Özellikle divana katılmamakla birlikte, divan günleri mutfak eminleri, sorulacak sorulara cevap vermek üzere Divan odasına yakın bir yerde beklerlerdi. Yine mutfak eminlerinin divan günü yemek sırasında, vezirlerin yemek yediği sofranın başında beklemesi adettendi.

Osmanlı sarayında gerçekleştirilen misafir ağırlama seremonilerinde, gül suyu ikramı için yaklaşık 40 kişilik bir ekip çalışırdı.

Bihter Türkan Ergül

"Buhurdan Parfüme Kokunun Öyküsü" sergisi, 25 Haziran'ın Dünya Güzel Koku (Parfüm) Günü  ilan edilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin koku uzmanlığını resmi bir meslek olarak tanınması gibi önemli çalışmalarla, ülkemizde koku kültürünün hatırlanması, öğrenilmesi ve yeniden hayat bulmasına büyük emek veren "Koku Kültürü Derneği" Kurucusu Sevgili Bihter Türkan Ergül'e sonsuz teşekkürlerimizle...

...İşbirliğiyle...

1/6
Fotoğraf Sanatçısı: Taner Yılmaz
Roma İmparatorluğu Dönemi

Buluntu yeri bilinmiyor.